23 Mart 2008 Pazar

Yeteri Kadar Soyledim !

Sizlerle paylaşmak istediğim bir yazı okudum. Yaklaşık bir yıl kadar önce, bu aşağıdaki deney benzeri, milletvekillerimizin rol aldığı bir deney yapılmıştı . O gün haberleri izlediğimde çok sinirlenmiş ama neden sinirlendiğimi kendime bile çok açıkça izah edememiştim. Daha sonra Robert Cem ilk doğduğunda yaşadığım bir olayı hatırlayarak bağlantıyı kurmuş ve neden kızdığımı anlamıştım; "Oh Tanrım İyi Ki Ben Değilim / Benim Çocuğum Değil" ifadesiydi insanların suratındaki. Aşağıdaki yazı bunu o kadar güzel ifade etmiş ki ...

YETERİ KADAR SÖYLEDİM !
Dave Hingsburger

Beni delirten bir eğitim filmi izledim. Gerçekten delirten. Değerlendirmem ve geri göndermem için postayla gönderilmiş. Bir grup öğrencinin engellilik deneyimi kazanmasını anlatan, bir çeşit youtube tarzı bir film. Öğrencilerin gözlerinin üstüne kumaş bağlayıp, daha sonra, başarısızlıkla, bir yapboz yaptırmaya çalıştılar. Tekerlekli sandalyelere oturup, sağa sola çarptılar. Kulak tıkaçları verdiler ve başkalarıyla konuşturmaya çalıştırdılar. Daha sonra da hiç durmadan, uzun uzun ne kadar çok şey öğrendikleri hakkında konuştular.

Engelli olmanın zor olduğunu öğrendiler.

Yok Ya !

Ne kadar aptalca. Klişelere meydan okuyan değil, onları pekiştiren bir çalışma bu. "Öteki" olmadığı için şükran duymayı pekiştiren bir çalışma. Hiyerarşiyi pekiştiren bir çalışma - tam ihtiyaç duyduğumuz şey !

Ve aptalca, aptalca, aptalca.

Görme engelli bir kişi bu yapbozu 6 saniyede çözerdi. Çünkü dokunuşuyla hareket etmeyi bilirdi. Bir ter damlası bile dökmeden.

Yürüme engelli bir kadın tekerlekli sandalyeyi hiç sorunsuz kullanabilirdi. Çünkü kontrol çubuğunun nasıl işlediğini tam olarak bilirdi. Duvarın yanına bile yaklaşmazdı.

Yaşayan herhangi bir işitme engelli kişi işaret dilini bilirdi, iletişimin temellerinden biri.

ENGELLİLİK kavramını konu yapmışlar. Öğrencilerin ENGELLİLİK konusunda deneyim kazanmasını sağlamaya çalışmışlar. Tüm yaptıkları aslında yürüyebildiklerini, görebildiklerini ve işitebildiklerini bildikleri halde engelli oldukları fikri ile dalga geçmekti. Bu HİÇBİRŞEY. Hiç Bir Şey.

Kızgınım.

Çünkü aslında konu Engellilik değil. Lütfen bunu anlayın. Körlüğün, sağırlığın veya tekerlekli sandalyede bir yaşamın üstesinden gelmek değil.

Konu bağnazlık.

Konu gözlerinin üstünde bir bez parçası ile yapboz yapmaya çalışmanın, bir başka hayatın anlamını çözmeye yeteceğini zanneden tavırlar. Konu, "Aman Tanrım İyi Ki Ben Değilim." diye düşünen tavırlar. Konu gerçek engelin engellilik olduğunu zanneden tavırlar.

Engel hiçbir zaman engellilik olmadı- engel, nesillerce insanın hayata tümüyle katılımını engelleyen tavırlar oldu. Ayırımcılığa yol açan tavırlar. İşsizliğe ve fakirliğe yol açan tavırlar.

Haydi beraber söyleyelim.... toparla, ayır, eziyet et, yok et.

Engelli insanların tarihçesi işte bu. Kuralcıların öğrenmesi gereken işte bu.

TOPARLA AYIR EZİYET ET YOK ET

Bi tane salak yapboz ve bez parçası değil.

Bu nasıl bir sığlıktır?

Şimdi bu çocuklar bu dersten ne kadar şanslı olduklarını hissederek ayrıldılar. Ve bu şans duygusunu. Ötekinden daha iyi, hatta daha yüksek olmayı. Engelli olmamayı. Bir demet bağnaz pişirmenin ana malzemesi bu işte.

Bundan nefret ettim.

Sanırım biraz belli oluyor, ha?

Yeteri kadar söyledim.

Dave Hingsburger
Yazarın izniyle çeviren: Gün Osborn

2 yorum:

elizabeth embracing life dedi ki...

I read your comment on Dave's blog today. I thought I would visit your sight and much to my dismay I do not read turkish.

Howver one of the best lines in the story "The Lions the Witch and Wardrobe"...spoken by the evil witch as she is trying to pursuade the children into her space...

"perhaps you'd like some turkish delight".

Blessings, elizabeth

Gün Osborn dedi ki...

Thanks for your visit Elisabeth. I remember that line from the "The Lions the Witch and Wardrobe" very well. It is one of my favourite stories too.

Maybe I should add some English pages sometimes...